
Türkiye, son yıllarda özellikle iç politikada, kalıbını ruhuna oturtarak hem içerde hem de dışarda 117 yıllık (1908) tarihin akışını değiştiriyor. Turkey’den Türkiye’ye, Çankaya’dan Külliye’ye, Avrupa’dan Asya’ya, Laiklikten İslam’a geçerek; Osmanlı ve Selçuklu maddi-manevi eserlerinin onarımıyla devam eden bu yeni süreçte, nesiller ve aile ihmal edilse de genel olarak doğru bir istikamet olarak görülüyor.
Bu sürecin başlangıç tarihi yani karşı devrim tarihi, Adnan Menderes liderliğindeki DP’nin, “Devrimlerin tutanları var. Tutmayanları var. Biz, milletin kabul ettiği devrimleri kabul edeceğiz. Yıllarca bu milletin göğsünde bir değirmen taşı gibi dönen devrimlerin bekçiliğini yapacak da değiliz. Ezan da bunlardan biridir” diyerek, iktidarının ilk haftasından (1950) itibaren başladığı süreç, bu anlamda milat olarak görülmektedir.
Anadolu halkının üzerine kan sıçratmadan, “Ak bir devrim yaptığı”, 14 Mayıs 1950 seçimlerinden sonra CHP, günümüze kadar bir daha tek başına iktidar olamamıştır. 1977 seçimlerinde birinci parti olduysa da 11 vekili bizzat dürüst Ecevit, bakanlık vaadiyle partisine aktarmıştı. Seçimlerden umudunu kesen CHP, hem 27 Mayıs darbesi öncesi hem 12 Mart hem de 12 Eylül ve 15 Temmuz’da kadar tıpkı bugün gibi CHP gençlik kollarının liderliğinde öğrenciler sokaklara dökülmüştür. Ardından medya üzerinden algı oyunlarıyla, darbelere gidecek yolun taşları döşenmiştir. Böylece, Asker+CHP= İktidar formülü uygulanmıştır.
Tıpkı aslen Moiz Kohen(Tekin Alp) gibi İngiliz Ali ve Avusturyalı bir annenin oğlu olarak bilinmesine rağmen ama Türk olduğu iddia olunan A.Rıza, Arap Halil Ganem ve Kürd Abdullah Cevdet’le başlayan ve birer frengi hastalığı olan ideolojilere dayanan, CHP, DEM ve Baas Parti’lerinin ruhları esasen, Jön Türkler üzerinden günümüze kadar azalarak da olsa (Baas zihniyetinin son kalesi olan Suriye, 8 Aralık 2024 sabahına kadar) Fransız İhtilali’nden yani Batı(l)lılardan tevarüs ederek gelmiştir.
Bu anlamda 14 Mart 2024 tarihinde, CHP eş başkanı Özgür Özel 14 Mart 2024’te aynen şöyle diyor: "150 yıldır karşı karşıyayız. Biz, 1. Meşrutiyet’ten, 2. Meşrutiyet'ten yanayız, Jön Türkleriz biz." Aynı Özel, bugün de CHP Genel Başkanı olarak CNN Int. verdiği röportajda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “Türkiye’yi Batı’dan(Sonu gelmeyen AB ve NATO) koparmakla suçladı”
Şehzadebaşı Cami’nin duvarına işeyenler, haziresindeki CHP’nin 27 yıllık tek adam, tek parti, tek ideoloji ve sadece idam kararlı İstiklal Mahkemelerinden kurtulan mezar taşlarını kıranlar, Cumhurbaşkanı’nın merhum validelerine dahi küfür edenler, Yunanlıların Eşma kaymakamının oğlu, 27 Mayıs’ın öncüsü Cemal Madanoğlu hatta İttihatçı Cemil Yakup gibi tetikçilerin ruhunu devam ettirdiklerini gösterdiler.
Halka tepeden bakın, onları Siyonistlerin Filistinlilere baktığı gibi hor gören ruh, bugün tekrar hortlamıştır. Daha döne kadar “ulan öküz Anadolulu senin birinci görevin askere gitmek ve vergi vermektir” deyip Âşık Veysel’i dahi Kızılay’a sokmayan Nevzat Tandoğan ve Saraçoğlu gibi tetikçi tipler, doğuda Jandarma dipçiği ve sürgünler, Batı’da Atıf Hoca’yı asmış, Şalcı Bacı’ya idamından sonra şapka takmıştır. Bu zihniyet, maalesef Gezi Parkı, 6/8 Ekim ve 15 Temmuz darbesinden sonra bugün tekrar sokaklara dökülmüştür.
FATİH TÜRBESİNE, 1453 GÜN ÖNCE ELLERİ ARKADA GİDEN EKREM İMAMOĞLU
Büyükelçilerle gizli görüşmelerle başlayan ve on yıldır dış istihbarat örgütleriyle irtibatlı olduğu düşünülen; içerde, kaynağı yolsuzluk olduğu açıkça görülen mali desteklerle İttihat ve Terakki Partisi gibi bir proje olma ihtimali kuvvetle bulunan, bu sürecin, 100’e yakın kişinin tutuklanması/yargılanması olaylarının son bir yılda iki seçimden çıkmış ve yenisine 3 yıl kalmış olan bir Cumhurbaşkanı adaylık süreci korkutucudur.
Tıpkı 1908 yılında II. Abdülhamid’in (1908) ve Menderes’in (1960) devrilmesi gibi bir bugün de bu sürece karşı dikkatli olunmalıdır ki; Allah korusun, bu konunun tekrarı halinde Filistin gibi mukadder bir son bizi bekler.
Gezi Parkı, 6/8 Ekim, Çukur Savaşı ve 15 Temmuz darbesini 12 yıl içinde ağır bedellerle ödeyen bir ülkede, 5N1K sorularına cevap vermesi gereken sokak olayları yaşıyoruz. Olaylar yayılma içinde potansiyeli de barındırmaktadır. Ankara ve İzmir’de olaylar ateşlenmektedir.
Oysa son yirmi yılda Türkiye’nin ekonomisi en az on kat büyümüş, askeri ekonomide dünyada ilk beş sıraya yükselmiş (yerlilikte %80’lere ulaşılmış), baraj, ulaşım ve iletişimde ağır yatırımların önemli kısmı bitmiş, gaz (Karardeniz) ve petrol (Gabar) yataklarından yararlanmaya başlamış, kendi araba (TOGG), nükleer enerjiye geçmeyi başarmış (Akkuyu: 75 yıllık projenin bitmesine 6 ay kalmış durumdadır), Kafkasya, Suriye ve Irak’ta ağır bedellerle de olsa zafere ulaşmış, üç başkenti doğrudan kontrolle Afrika’da en büyük güce ulaşmış, ekonomide faiz ve enflasyon düşüş sürecine girmiş iken ve 40 yıllık terör bitme sürecine girmişken bu olayların başlaması oldukça düşündürücüdür.
Ancak bu filmi daha önce en az iki kez izlemiştik: İlki yeni bulunan petrol ve 8 000 km’lik demiryoluyla Osmanlıyı kurtarmak üzere olan Abdülhamid devrilince, on yıl içinde altı asırlık koca İmparatorluk tarihten silinmiştir. Yarım asır sonra da Menderes liderliğindeki DP’nin on yıllık çalışmaları sokak olaylarına kurban olmuş ve ülke en az yarım asır geri gitmiştir.
Bugün bir hukuk konusu olan eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, yolsuzluk ve terör suçlarının yanı sıra, paranın izini süren MASAK uzmanları, diplomada usulsüzlük, açık ve gizli tanıklar, şikâyetler, teftiş ve en az iki yıl olduğu görülen teknik takipler sonucu varılan kararlarla yargılama başlanmıştır. Üstelik bu ihbarların, 20’si açık 5’i gizli tanıkla CHP’nin içinden yapılmış ve PKK liderlerinden Duran Kalkan’ın, Başak Demirtaş’ı CB adaylığından vazgeçiren ve “mutlaka koruyun” dediği Kent Uzlaşısı, parasal ve örgütsel bağı ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca şaibeli, Kılıçdaroğlu’nu devirme ve Özel’i destekleme karşılığında da Kurultay’da para ve işe alımlar gibi iddialar konusunda, bizzat Hakkâri il başkanının şikâyeti bulunmaktadır. CHP tarihinde en yüksek oyu olan Pirus gazisi Kılıçdaroğlu da bizzat hançerlendim demiştir.
Millet adına karar veren Hâkim ve savcıların sorularına, üsten bakışla, Başsavcı Akın Gürlek’e dahi hakaret ve soruyla karşılık veren İmamoğlu ve CHP’nin gücünün kaynağı nereden geliyor? Unutulmasın ki; bu süreci 1908-1950 arasında CHP ülke genelinde, LGBT destekçisi bölücü ve PKK zihniyeti, Diyarbakır Fatih Paşa camiini yakarak, Cizre’de kadınların peçelerini yırtarak Doğu ve Güneydoğu’da, Suriye Sadneya hapishanesinde de Beşar Esad ve Baas da göstermişti.
Sokak çağrılarına sebep olanlar, acaba Selahattin Demirtaş’ın 6/8 Ekim Kobani olaylarında sebep oldukları 50 kişinin katledildiği, Yasin Börü ve arkadaşlarının linç edildiği, asitli ve baltalı olaylardan sonra silahlar kullanılsa, bunun sonucunu düşünmüyorlar mı? Böyle giderse ülke kamplara bölünmez mi? Gibi soruların cevabını, CHP lideri Özgür Özel’in, Şehzadebaşı Camii’ne saygısızlığa tepki gösteren gençlere, bunlar “domuz bağcılar” (HÜDA PAR’ı kast ediyor) diye hakaret ediyor.
Oysa bu olayların gerçek failleri, bu ülkenin evlatlarını birbirine düşürüp, aradan ülkeyi götüren 1876’dan beri en az 8 darbe yaptıran Gladyo’dur.
Son üç ayda Suriye, Sudan ve Somali başkentlerini kurtaran Büyük Türkiye’den Türkiye Yüzyılı’na geçtiğimiz bu günlerde; 1876-2016 arasında ipi dışardan çekilen ama kundağı bu milletin kalbinde patlayan, sekiz darbe yapılmıştır ki; bunu gayet iyi bilen ve 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat, e muhtıra (2007) ve 15 Temmuz’a kadar 5 darbeyi iliklerine kadar yaşayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur ittifakının bu yoldan geri dönüşü imkânsız görülüyor.
Basiretli ve su gibi sakin olan halkımızın ferasetine güveniyorum ki; su çatlağını bulacaktır ve iki asırlık menhus batı/l ruhu taşıyan mankurtlar ölecek, tekfurlara karşı Troya’nın kazanacağına inanıyorum. Çünkü zaman, mekân, hak ve hakikat zaman ve mekân üstüdür. Durmak yok yola devam…İt ürür kervan yürür.